-- #Kitap ve Dergi

Doğu’nun Limanları – Amin Maalouf

Amin Maalouf‘un daha önce Semerkand ve Afrikalı Leo adlı kitaplarını okumuştum. Bıraktığı intiba üzerine okumalarıma devam ediyorum. Okuduğum üçüncü kitabı Doğu’nun Limanları. Kısaca bu kitaptan bahsederek bir kaç alıntı yapmak istiyorum.

Maalouf’un sosyoloji ve ekonomi üzerine eğitim gördüğünü biliyoruz. Ancak o denli bir yazar ki bunlarla sınırlı kalmayarak edebiyat, tarih ve gazetecilik adına da birikim ortaya koymuştur. Çok yönlü bir yazardır. Okuduğum kitapların üçünde de Tarih, sosyoloji ve Aşk bağlamında yaklaşımları vardı. Özellikle de Tarih… Semarkand kitabıyla Hasan Sabbah dönemini, Afrikalı Leo kitabıyla Afrika, Endülüs ve bölge ülkelerin tarihine temas ettiğini hatırlıyorum. Doğu’nun Limanları kitabıyla da yakın tarihte Ortadoğu genelinde İsrail, Arap dünyası, Fransa, Almanya ve Osmanlı üzerine tarihsel bazı dokunuşları mevcut. Her ne kadar Osmanlı dönemindeki bazı tezleri beni rahatsız etse de yazdığı perspektif ciddiye almamı sağlamıştır…

Amin Maalouf’u Ortadoğu’nun Orhan Pamuk‘u olarak nitelendiriyorum. Beslendiği coğrafya itibariyle bir çok ülkenin, kişinin rahatlıkla düşmanlığını kazanacak bir kaleme sahip olduğunu söyleyebilirim. Duymaktan hoşlanmayacağınız metinler ortaya koyan bir yazardır. Ancak Tarihçi kişiliğinden ziyade entellektüel kişiliği sebebiyle okuduğumu söylemek isterim.

Osmanlı’ya bağlı Adana vilayetinde başlayan hikaye, öncelikle aile ekseninde ve sonrasında kişiler ve onların yaşadıkları aşk ve ayrılık acıları üzerinden ilerliyor. Lübnan, İsrail, Almanya ve Fransa serüvenin geçtiği diğer ülkeler. 1939 yılı ve II. Dünya savaşını, Avrupa‘da yayılan Nazizm ve milliyetçi hareketleri, İsrail-Filistin savaşlarını, Lübnan iç savaşını kısacası Avrupa ve Ortadoğu’nun yakın tarihini işliyor.

İsyan, romanın ana karakteri. Babası Türk, annesi Ermeni. Osmanlı’dan göçle beraber başlayan hikaye, tuhaf tesadüfler ve ilginçlikler barındırıyor.

Büyükbabası ve büyükannesi, Osmanlı soyundan gelen İsyan’ın annesi Ermeni, babası ise Türk. Adana’da yaşanan olaylar sonucu tehcirle birlikte Lübnan’a göç ediyorlar.. Babasının Türk oluşu aslında kendi yazgısının da başlangıcı. Tam bir Ortadoğu yazgısı…

Lübnan’da büyüyen ve bir Yahudi olan Clara’yla evlenen entellektüel ve dava adamı olan İsyan, babası tarafından bir misyonla yetiştiriliyor.. Babası ona İsyan adını koyarak onun büyük bir devrim önderi ve direnişçi olmasını istiyor. İsyan’ın ruhu bunu kabullenmese de bu yolda mücadele ederken buluyor kendini.

Avrupa’da çeşitli örgütlere katılıyor ve faaliyetler yürütüyor. Bu örgütte tanıştığı Clara’yla evleniyor ve Nadia isminde bir kızı oluyor. Ancak İsyan, babannesinin kadarine benzer şekilde aklını kaybediyor ve ömrünün büyük bir kısmını bu şekilde yaşıyor. Bu sebeple önce eşi ve sonrasında  daha annesi ona hamileyken kızı Nadia’yı kaybediyor… Bu uğurda tımarhanede yaşadığı uzun bir dönem ve sonrasında kızı Nadia’nın onu arayışıyla devam ediyor. Bu arayış sonunda kendini toparlıyor ve uzun yıllar sonra eş Clara’yla evlenme teklifi ettiği yerde bir araya geliyorlar ve mutlu son..

Kitabı beğendim. Tarih ve sosyoloji bağlamında epey bir kazanım edindiğimi söyleyebilirim. Bir günde hiç ara vermeden okutacak kadar akıcı bir kitaptı… Amin Maalouf okumalarıma devam edeceğim sanırım..

Bazı alıntılar yaparak yazıyı sonlandırmak istiyorum:

Ölümü son çıkış olarak düşüneceksin. Bil ki kimse seni bundan alıkoyamaz ve tam da bu nedenle, elinin altında olduğu için, onu yedekte tut, sonuna kadar. Diyelim ki geceleyin bir kabus gördün. Bunun bir kabus olduğunu, başını oynattığın anda kurtulabileceğini bilirsen, her şey kolay, daha çekilir hale gelir, hatta bir bakarsın ilk başta en korktuğun şeylerden zevk alır olmuşsun. Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar… Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmacalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. Beni sorarsan, ‘’imdat çıkışı’’ sayesinde ayaktayım. Çünkü emrimde, ve onu kullanmayacağımı biliyorum. Ama ahiretin anahtarı bende olmasaydı kendimi kapanda hissederdim, derhal kaçmak isterdim.

Artık yoluma hiçbir engel çıkmayacağı duygusuna sahiptim. Engel yokmuşcasına yürümem yeterliydi. Düşüş işte böyle başlar.

Herkes kendi tanrısına, diğerlerinin dualarını susturması için yakarıyordu.

Yakın bir zamanda yaşanan Suriye yıkımı üzerine, Amin Maalouf imzalı bir kitap bekliyorum. Umarım bu yönde bir projesi vardır. Onun kaleminden bu savaşı okumak isterdim…

İlave olarak 2014 yılında, Doğu’nun Limanları’nın filminin yapılacağına dair bir haber yayınlanmış. Hatta bazı sahnelerinin Türkiye’de çekileceği söyleniyor. Ancak son durum ne oldu pek bir bilgi yok. Film tamamlanırsa ismi “Ports Of Call” olacak… Takipteyiz..

Yorum Yap

Yorum